İtalya'da yaşayınca orjinal Tramisu tarifinide yapmadan olmadı. Bu tarifi önce öğrendiğimde yumurtaların çiğ olarak eklenmesi fikrine pek sıcak yaklaşmamıştım. İstanbul'da pek çok kez yaptığım Tramisunun kremasını hep pişirmiştim. Hatta arkadaşlarıma bu tarifi vermiştim. Ne zaman şimdi sizler ile paylaşacağım tarifi uygulamaya başladım Tramisu daha başka bir hal aldı. Hatta eşim en son yaptığım Tramisu için İtalya'da ki restarurantlarda yediğinin aynısı olduğunu söyledi.Yemek konusunda tutucu olmamak gerektiğini böylecebir kez daha anladım.
Malzeme az yapması kolay. Öncelikle içindekilere göz atalım.
İçindekiler;
500 gr mascarpone peyniri
6 yumurta
2 paket kedidili (savoiardi)
3 yemek kaşığı şeker
60 gr konyak yada viski
350 ml espresso (yoksa türkahvesi, telvesini süzerek)
4 yemek kaşığı kakao
Yapılışı;
Pişirdiğiniz kahveyi düz tabanlı bir kaseye dökün.(Türk kahvesi kullanıyorsanız mutlaka süzün) İçine 30 gr konyak ve 1 çay kaşığı kakao koyup kremayı hazırlarken, oda sıcaklığına gelmesini bekleyin. Yumurtaların sarısını ve aklarını ayrı kaplara ayırın. Sarılarının içine 3 yemek kaşığı şekerinizi ekleyip krema kıvamına gelinceye kadar çırpın. Kremanın rengi koyu bej rengi olacak. İçine mascorpone ve kalan konyağı ekleyerek iyice karıştırın. Şimdi kremanın rengi beje dönecektir. Diğer kasedeki yumurta aklarını kar gibi olana kadar çırpın. Kremanız; kabı ters çevirdiğiniz de kaymacayak şekilde olmalıdır. Yani krema düşmeyecek. Diğer kaptaki mascarponeli kremayı bu kar karışımın içine dökerek spatula ile yavaş yavaş karıştırın. Kedidillerinizin her birini kahveyle ıslatın ve şekerli yüzü alta gelecek şekilde kabınızın ilk sırasına dizin. Hazırladığınız kremaın yarısını kullanarak kedidillerinin üstüne serin. Biraz kakao serpin. Yeni bir kat kedidillini yine kahve ile ıslatarak karşımın üstüne, şekerli yüzü alta gelecek şekilde dizin. Kalan mascorpene karışımını üstüne dökün. En üstü kakao serperek buzdolabında en az bir gece bekletin. Afiyet olsun..
30 Nisan 2014 Çarşamba
16 Nisan 2014 Çarşamba
Ispanaklı Tart (Quiche)
Merhaba Arkadaşlar,
1-2 diş sarımsak
500 gr ıspanak
2 yumurta
200 gr labne (ricotta)
200 gr kaşar peynir
2 yemek kaşığı zeytinyağ
Tuz karabiber
Bugün sizlerle ıspanaklı tart tarifini paylaşmak istiyorum. Kolayca yapabileceğiniz basit bir tarif olmakla birlikte; sizin ve misafirleriniz için doyulmaz gerçek bir lezzet, görsel olarak bir ziyafet. Eğer isterseniz içi için; pırasa, brokoli, havuç ve benzeri malzemeler ile yapıp farklı lezzetler yakalayabilirsiniz.
Şimdi malzemelere bir göz atalım.
Tart hamuru için;
250 gr elenmiş un ( 1 bardak+1 parmak un)
100 gr tereyağ (küp küp kesilmiş)
3 yemek kaşığı soğuk su (yada buz)
1 yumurta sarısı
Unumuzu eledikten sonra küp küp kesilmiş terayağını kabımızın içine koyalım. Terayağını unla beraber yoğuralım, kırıntı şeklinde olan hamuruzun içine önce 1 kaşık soğuk suyu sonra ikinci kaşık suyu koyalım. 3. kaşığı hamurun durumuna göre yavaş yavaş koyalım ve hamuru toparlayalım. Hamurumuzu strec filme sarıp yarım saat
buzdolabında bekletelim. Hamurumuz dinlendikten sonra kalıbın içine gelecek şekilde hamuru açıp çatalla
delelim ve üzerine ağırlık koyup 180 derecede 10 dakika pişirelim. Daha sonra üzerindeki ağırlığı alıp üzerine 1 yumurta sarısını sürelim.200 derece 5 dakika daha pişirelim.
Ispanak
harcı;
1 baş soğan 1-2 diş sarımsak
500 gr ıspanak
2 yumurta
200 gr labne (ricotta)
200 gr kaşar peynir
2 yemek kaşığı zeytinyağ
Tuz karabiber
Soğanları
zeytinyağında kavuralım sarımsak, ıspanak, tuz ve karabiberi de içine ekleyelim
ve 3 yada 4 dakika pişirelim. 2 yumurtayı labne ile birlikte çırpıp içine
peyniri karıştıralım. Tüm harcı birbirine ekleyelim tartın içine koyalım. İsterseniz üzerine yumuşak dokulu bir peynirde koyabilirsiniz. 10 -15
dakika daha fırında pişirelim.
14 Nisan 2014 Pazartesi
Takip Ettiklerim
Arkadaşlar, mantı yapımında size hamurun yapılışından bahsetmiştim. Bu bir makarna (pasta) hamurudur. Bu hamur ile harika makarna çeşitleri yapabilirsiniz. Milanoda rahatlıkla taze makarnaya, çeşitli market ve halk pazarlarında ulaştığımız için genellikle taze makarnayı kullanıyoruz.
Sizlerle bir blog adresi paylaşmak istiyorum. Benim beğendiğim ve takip ettiğim bloglardan biri; http://italyaninlezzetleri.blogspot.com Bu blogda hem tarih hemde nefis tatlar bulacaksınız.
Tabiki Milanoya gelmeden önce kesfettiğim mutfak sırları ve oktay usta yemek tariflerinide bol bol uyguladığımıda söylemeden geçemem.
Sizlerle bir blog adresi paylaşmak istiyorum. Benim beğendiğim ve takip ettiğim bloglardan biri; http://italyaninlezzetleri.blogspot.com Bu blogda hem tarih hemde nefis tatlar bulacaksınız.
Tabiki Milanoya gelmeden önce kesfettiğim mutfak sırları ve oktay usta yemek tariflerinide bol bol uyguladığımıda söylemeden geçemem.
11 Nisan 2014 Cuma
Market Alışverişi
Evet mutfak aletlerimiz tamam az çok hangi yemeği yapmaya karar verdiğimiz de tamam şimdide biraz gıda alışverişine göz atalım.
Milona'ya gelmeden önce İstanbul da yaşıyordum. İstanbul da hemen hemen her semtin pazarı vardır. Önceleri hep pazardan alışveriş yapıyordum. Çalıştığım için çoğu zaman akşam pazarına kalıyordum. Eve gelincede aldıklarımın yarısı haydi çöpe. Durum böyle olunca bende markete gitmeye başladım.
Evet pazardan daha pahalı, herzaman istediğniz tazelikte sebze ve meyve bulamıyorsunuz, bende daha az almaya bulduğum en taze sebzelerle yemek yapmaya başladım. Çoğu zaman, ne yemek yapmaya karar verseniz bile, markette bulduğunuz tazelikte gıdalara göre fikriniz değişeveriyor.
Sonunda, işime yakın bir pazar buldum. Mevsime göre çıkmış sebzeleri almak her zaman önceliğim oldu. Örneğin kışın bizim eve, salatalık ve (cerry domates dışında) domates girmez. Bir nokta daha, hep aynı pazarcıdan alısanız size bir kaç hafta sonra en iyi malzemeyi vermeye başlıyor.. Bundan dolayı; meyve için ayrı, sebze için ayrı, yeşillik için ayrı pazarcıdan alışveriş yaparım.
Her hafta pazara gidip bu yöntemi uyguladığınız da; hem fazla zaman kaybetmeden hemde kaliteli ürünler almaya başlarsanız.
Arkadaşlar, Milano'da yaşarken buradaki pazarlardan söz etmemek olmaz diye düşünerek, sizlerle kısaca paylaşımda bulunmak isterim.
Milanoda ise hemen hemen hergün bir semtin pazarı var ve semtler birbirine çok yakın. Ve benim yine pazarcılarım var. Buradaki tek fark ürünü verirken eğer kötüyse vermiyor yana ayırıyor yani parasını verdiğin gıdayı hakkıyla alıyorsun. Bizim pazarlardan bir farkıda pazarda gözle seçebilirsin, elleyemezsin, tadına bakmak istersen pazarcının elinden almak zorundasın.
Pazar fiyatları market fiyatlarından bazen daha pahallı bile olabiliyor ama malzemenin kalitesi biraz düşük yada elinde kalmasını istemiyorsa fiyatıda yarı yarıya düşüyor. Örneğin kabak çiçeği burda dolma için satılmıyor makarna dahil pek çok yemekte kullanıyor ve sadece mevsiminde bol miktarda ve çok uygun fiyata satılıyor.
İtalya bir akdeniz ülkesi olduğu için markette de, pazarlarda da sebzenin pek çok çeşidini bulabiliyorsunuz. Örneğin yumru kerevize pek sık rastlamasam bile, bizim kereviz sapı olarak bildiğimiz sebzenin en az dört beş çeşidi mevcut. Malesef hepsini henüz denemedim.
İstanbul'da oturduğum semtin çevresinde pek çok market, kasap ve yufkacı vardı. Ben ise hepsinden ayrı bir ürün alıyordum. Bir marketten bonfile ve tavuğu lezzetli olduğu için, diğer bir marketten sebze alışverişimi yapıyordum. Hem daha uygun fiyata hemde daha kaliteli ürünler alıyordum.
Yeni bir yerde hayata başlayınca iki, üç ay içinde yine aynı rutini yakalıyorsunuz. Milano'da da böyle oldu. Bazı ürünler belli markaların dışına çıkmıyor daha sonra balık için hangi markette gideceğimi, et için nerde daha lezzetli alacağımı öğrendim. Marketlerin gıda ürünlerini denemeden öğrenilmiyor.
Önemli bir noktada; mutlaka aldığım ürünlerin mutlaka son kullanma tarihleri ve üretim tarihlerine bakarım. En iyi bildiğim marka bile olsa, ezbere ürün almam. Yemeğinizin kalitesi için bu çok önemlidir.
Sonuç olarak bence taze ürün kalite demektir. Kaliteli ürün demek nefis yemeklerdir.
Milona'ya gelmeden önce İstanbul da yaşıyordum. İstanbul da hemen hemen her semtin pazarı vardır. Önceleri hep pazardan alışveriş yapıyordum. Çalıştığım için çoğu zaman akşam pazarına kalıyordum. Eve gelincede aldıklarımın yarısı haydi çöpe. Durum böyle olunca bende markete gitmeye başladım.
Evet pazardan daha pahalı, herzaman istediğniz tazelikte sebze ve meyve bulamıyorsunuz, bende daha az almaya bulduğum en taze sebzelerle yemek yapmaya başladım. Çoğu zaman, ne yemek yapmaya karar verseniz bile, markette bulduğunuz tazelikte gıdalara göre fikriniz değişeveriyor.
Sonunda, işime yakın bir pazar buldum. Mevsime göre çıkmış sebzeleri almak her zaman önceliğim oldu. Örneğin kışın bizim eve, salatalık ve (cerry domates dışında) domates girmez. Bir nokta daha, hep aynı pazarcıdan alısanız size bir kaç hafta sonra en iyi malzemeyi vermeye başlıyor.. Bundan dolayı; meyve için ayrı, sebze için ayrı, yeşillik için ayrı pazarcıdan alışveriş yaparım.
Her hafta pazara gidip bu yöntemi uyguladığınız da; hem fazla zaman kaybetmeden hemde kaliteli ürünler almaya başlarsanız.
Arkadaşlar, Milano'da yaşarken buradaki pazarlardan söz etmemek olmaz diye düşünerek, sizlerle kısaca paylaşımda bulunmak isterim.
Milanoda ise hemen hemen hergün bir semtin pazarı var ve semtler birbirine çok yakın. Ve benim yine pazarcılarım var. Buradaki tek fark ürünü verirken eğer kötüyse vermiyor yana ayırıyor yani parasını verdiğin gıdayı hakkıyla alıyorsun. Bizim pazarlardan bir farkıda pazarda gözle seçebilirsin, elleyemezsin, tadına bakmak istersen pazarcının elinden almak zorundasın.
Pazar fiyatları market fiyatlarından bazen daha pahallı bile olabiliyor ama malzemenin kalitesi biraz düşük yada elinde kalmasını istemiyorsa fiyatıda yarı yarıya düşüyor. Örneğin kabak çiçeği burda dolma için satılmıyor makarna dahil pek çok yemekte kullanıyor ve sadece mevsiminde bol miktarda ve çok uygun fiyata satılıyor.
İtalya bir akdeniz ülkesi olduğu için markette de, pazarlarda da sebzenin pek çok çeşidini bulabiliyorsunuz. Örneğin yumru kerevize pek sık rastlamasam bile, bizim kereviz sapı olarak bildiğimiz sebzenin en az dört beş çeşidi mevcut. Malesef hepsini henüz denemedim.
İstanbul'da oturduğum semtin çevresinde pek çok market, kasap ve yufkacı vardı. Ben ise hepsinden ayrı bir ürün alıyordum. Bir marketten bonfile ve tavuğu lezzetli olduğu için, diğer bir marketten sebze alışverişimi yapıyordum. Hem daha uygun fiyata hemde daha kaliteli ürünler alıyordum.
Yeni bir yerde hayata başlayınca iki, üç ay içinde yine aynı rutini yakalıyorsunuz. Milano'da da böyle oldu. Bazı ürünler belli markaların dışına çıkmıyor daha sonra balık için hangi markette gideceğimi, et için nerde daha lezzetli alacağımı öğrendim. Marketlerin gıda ürünlerini denemeden öğrenilmiyor.
Önemli bir noktada; mutlaka aldığım ürünlerin mutlaka son kullanma tarihleri ve üretim tarihlerine bakarım. En iyi bildiğim marka bile olsa, ezbere ürün almam. Yemeğinizin kalitesi için bu çok önemlidir.
Sonuç olarak bence taze ürün kalite demektir. Kaliteli ürün demek nefis yemeklerdir.
8 Nisan 2014 Salı
Mutfak Gereçleri ve Alışverişi
Evlenirken,yemek yapmak pek de hayalim olmasa bile o günün şartlarına göre mutfak ve araç gereçlerini Eminönü'den almıştım. Bu aletler uzun yıllar bana yeter zannerken, tv programlarını seyrederken ne kadar pratik el aletleri olduğunu ve bu aletleri kullanırken hayatın nasıl kolaylaştığını öğrendim.
Bıçak kullanımı ile ilgili deneyim için yıllardır uğraşıyorum. Hala şeflerin kestiği gibi düzgün ve hızlı değilim. Şefleri bıçak kullanırken izlemeye devam ediyorum.
Milano'da yaşamaya başlayıncaya kadar balığın derisini çıkarmayı pek düşünmezdim.Burada derisi alınmış yada alınmamış, fileto şeklinde satılan okadar çok balık türü marketlerde varki inanamazsınız. Aslında doğru bıçakla çok basit şekilde balığın derisini çıkarmayı, gittiğim yemek kursunda öğrendim. Ne kadar basit kullanımı olduğunu da evde balık yemeği yaparken tecrübe ettim. İşin püf noktası esnek bıçak. Bu kadar.. Örnekleri balık menüsünde bulabilirsiniz.
Yıllar yılı mutfak aleti alışverişi yapmak bende hobi değil bir gereklilik oldu. Mutfak aletleri için alacak listem henüz bitmedi. İşte bu noktada bir tavsiye önce mutfanıza gidin, aletlerinize bakın ve aletlerizi iki çekmeceye ayırın. Birinci çekmece olmazlarsa olmazlarınız, ikinci çekmece ikinci önemli olanlar ve eksikleri listeleyin. Listeniz hep yanınızda olsun, bir gün ummadığınız bir dükkanda karşınıza aradığınız aletler çıkıverir.
Mutfak gereçlerinde dikkat edilmesi gereken bir şeyde kalite.Şöyle örnek vereyim; yıllarca şef bıçağı almak için pek çok dükkana girdim. Evet çelik olması benim için önemliydi ama markalara göre fiyat çok değişiyordu. 40 TL'ye de bıçak vardı 250 TL'ye de, hepsi çelikdi. Kaliteli almak istiyorum ya düşünüp duruyuyorum bir bıçağa 250 TL'e versem mi diye. Sonra bir gün bir dükkana girdim. Resimlerde gördüğünüz mavi-turkuaz rengindeki bıçağı görürü görmez işte aradığım bıçak diye aldım. Yanlış hatırlamıyorsam fiyatı da 40 TL civarındaydı. Son üç yıldır bu bıçağı kullanıyorum ve çok memnunum. Hatta gittiğim kursdaki eğitmeninizde bu bıçağı kullanıyordu ve bu bıçağı öneriyordu. Elin organamik yapısına çok uygun ve gayet iyi bir bir kesimi var. Sebzeleri kesmek için daha küçük ceramica bıçak kullamıyorum.Sebzeler daha narin ve suyu içinde kalması için ceramica bıçak kullanmak daha uygun. En üsteki bıçak ise esnek bıçak. Bu bıçak ile kolayca balığın derisii ayırabilirsiniz.
Evlenirken, annelerimiz kendi alışkanlıkları ile kurar mutfağımızı. Kendi el becerileri farklıdır bizimkiler hepsinden farklı. Annem bir yada iki soğan doğrayacaksa elinde keser hemen, ben kesme tahtası olmadan asla yapmam. Bundan çıkan sonuç; annem için ikincil önemli kesme tahstası, benim ise olmazsa olmazlarımda.
Sizin de mutfakda böyle deneyimlerinizin olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı listenizi yapın.
Bıçak kullanımı ile ilgili deneyim için yıllardır uğraşıyorum. Hala şeflerin kestiği gibi düzgün ve hızlı değilim. Şefleri bıçak kullanırken izlemeye devam ediyorum.
Milano'da yaşamaya başlayıncaya kadar balığın derisini çıkarmayı pek düşünmezdim.Burada derisi alınmış yada alınmamış, fileto şeklinde satılan okadar çok balık türü marketlerde varki inanamazsınız. Aslında doğru bıçakla çok basit şekilde balığın derisini çıkarmayı, gittiğim yemek kursunda öğrendim. Ne kadar basit kullanımı olduğunu da evde balık yemeği yaparken tecrübe ettim. İşin püf noktası esnek bıçak. Bu kadar.. Örnekleri balık menüsünde bulabilirsiniz.
Yıllar yılı mutfak aleti alışverişi yapmak bende hobi değil bir gereklilik oldu. Mutfak aletleri için alacak listem henüz bitmedi. İşte bu noktada bir tavsiye önce mutfanıza gidin, aletlerinize bakın ve aletlerizi iki çekmeceye ayırın. Birinci çekmece olmazlarsa olmazlarınız, ikinci çekmece ikinci önemli olanlar ve eksikleri listeleyin. Listeniz hep yanınızda olsun, bir gün ummadığınız bir dükkanda karşınıza aradığınız aletler çıkıverir.
Mutfak gereçlerinde dikkat edilmesi gereken bir şeyde kalite.Şöyle örnek vereyim; yıllarca şef bıçağı almak için pek çok dükkana girdim. Evet çelik olması benim için önemliydi ama markalara göre fiyat çok değişiyordu. 40 TL'ye de bıçak vardı 250 TL'ye de, hepsi çelikdi. Kaliteli almak istiyorum ya düşünüp duruyuyorum bir bıçağa 250 TL'e versem mi diye. Sonra bir gün bir dükkana girdim. Resimlerde gördüğünüz mavi-turkuaz rengindeki bıçağı görürü görmez işte aradığım bıçak diye aldım. Yanlış hatırlamıyorsam fiyatı da 40 TL civarındaydı. Son üç yıldır bu bıçağı kullanıyorum ve çok memnunum. Hatta gittiğim kursdaki eğitmeninizde bu bıçağı kullanıyordu ve bu bıçağı öneriyordu. Elin organamik yapısına çok uygun ve gayet iyi bir bir kesimi var. Sebzeleri kesmek için daha küçük ceramica bıçak kullamıyorum.Sebzeler daha narin ve suyu içinde kalması için ceramica bıçak kullanmak daha uygun. En üsteki bıçak ise esnek bıçak. Bu bıçak ile kolayca balığın derisii ayırabilirsiniz.
Evlenirken, annelerimiz kendi alışkanlıkları ile kurar mutfağımızı. Kendi el becerileri farklıdır bizimkiler hepsinden farklı. Annem bir yada iki soğan doğrayacaksa elinde keser hemen, ben kesme tahtası olmadan asla yapmam. Bundan çıkan sonuç; annem için ikincil önemli kesme tahstası, benim ise olmazsa olmazlarımda.
Sizin de mutfakda böyle deneyimlerinizin olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı listenizi yapın.
4 Nisan 2014 Cuma
Mantı (Ravioli)
Milano'da yaşamaya başlayıncaya kadar mantı, benim için anneannemin yaptığı ve üzerine başka lezzet olmayan ve yufkacılardan aldığım hazır mantılar olarak ikiye ayrılırdı. Anneannemin vefatından sonra pek de mantıya düşkün olmadığımı anladım.Canım anneannem biz torunları yiyecek diye sevgiyle açardı o hamuru. Artık o lezzet yoktu.
Benim için mantı; zaman zaman pazar günleri evde yemek yokluğunda hayatımı kurtaran bir yemekti.
Benim mantı yapma maceram ise sevgili oğlumun olmazsa olmazlarında yer alması ile başladı. Onun için 1. yemek MANTI her akşam yiyebilir. İtalya da yokmu? Peynirlisinden sebzelisine kadar her çeşidi var.
Bizim oğlan muhakkak kıymalı olacak mantı diye tutturuyor.Peki kıymalı mantı yokmu tabiki var ama domuz eti ile karışık. Ben de oğlana yedirmek istemiyorum. Mantı da yoğurdu ile kıyması ile hamuru ile bu yaşlardaki çocuklar için iyi bir besin kaynağı. Bizim eve domuz eti girmiyor. Hem dinsel hemde kokusu bizim aileye çok ağır geldiği için diyebilirim. İş başa düştü anlayacağınız. Tamam nasıl yapıldığına dair bir sürü video izledim, peki hamur açma işi nasıl olacaktı? İşte bunun çözümüde hamur açma makinasında buldum. Gerçekten çok pratik. İtalyan kanallarında izlediğim yemek progralarında bu makina ve çeşitleri kullanılıyor. Tabiki gittiğim kursda da hamurun tam kıvamını ve makinayla nasıl hamur açma triklerinide öğrendim. Şimdi bunları sizinle paylaşacağım. Önce malzemeleri görelim;
6 kişi için;
Hamuru için;
400 gr elenmiş un
3 yumurta
1 çay kaşığı tuz
İç malzeme
150 gr kıyma
10 dal maydanoz
1/2 beyaz soğan yada 3 adet taze soğan
Tuz, karabiber
Önce hamuru hazırlayalım çünkü en az yarım saat dinlenmesi gerekiyor.
Şunu belirteyim elinizi hiç hamur olmayacak ve tam kıvamında yumaşacık ve sarı renkte bir hamur elde edeceksiniz. Bu hamur aynı zamanda makarna (pasta) hamuru ve eliniz bu hamuru yapmaya alışınca çok lezzetli taze makarna ile yapılmış çeşit çeşit makarna yemekleri de yapabilirsiniz. Eatalya Blogunda çeşit çeşit makarna(pasta) tarifi de bulacaksınız.
400 gr(tartı kullanmanızı tavsiye ederim) unu çalışacağınız tezgahın üzerine eleyerek bir tepe oluşturun. Sonra tepenin ortasında başlayarak tezgahınızın dibi görünecek şekilde küçük bir havuz oluşturun. Yaklaşık 50 gr kadar unu bu öbekten öteleyin hamurun kıvamına göre gerekirse kullanacaksınız.1.önemli kısım; burda havuzunun dibinin yaklaşık 4 cm çabında görünmesi önemli. Bu havuza 3 adet yumurtayı kırın ve bir çatalla iyice çırpın. Şimdi 2. önemli kısım;Çatalınızı kulanarak yavaş yavaş havuzun iç kenarından alarak yumurtanızla karıştırın. Un yumurta ile yavaş yavaş buluşmalı biraz sabır..
Çatalınızı herzaman iç havuz tarafından un alarak kullanın. Kıvama gelince artık elinize un bulaşmadan hamuru toplabilirsiniz eğer una ihtiyaç duyarsanız daha önce kenara ayırdığınız undan az az koyarak gayet yumuşak ,toplanabilir bir hamur edlde ederseniz.
Hamurunuzu tahta bir kesme tahstası üzerine koyup mutlaka üzerine cam kapakla kapayın. 15 yada 20 dakika sonra cam kabın üzerinde su tanecikleri oluşacaktır yada buğu göreceksiniz. Bu iyiye işaret.
Şimdide içi hazırlayalım. Ben herzaman taze kıyma kullanıyorum. Bundan kastım dondurucudan çıkardığım kıymayı kullanmıyorum. Çünkü bazen çok mantı yapıyorum ve dondurucuya atıyorum. Kıymanın çözülüp tekrar dondurulması doğru değil biliyorsunuz. İnsan sağlığına zararlı kötü bakteriler ürüyor.Kıymanın içine küçük küçük doğradığınız soğanları koyalım. Kuru soğan kullanacaksanız isterseniz rende isterseniz blendirden geçirin. Ben bıçakla inceltiyorum. Bazende taze soğan kullanıyorum yine çok küçük kesiyorum. Maydanoz keza ince bir şekilde doğradıktan sonra damak zevkine göre tuz ve karabiberi ekleyin ve iyice karıştırın. İsterseniz bu karışımı 5 dakikada ateşte kavurabilirsiniz.
Evet hamuruz hazır iç malzeme hazır, şimde hamur açma işine geldik.
Benim gibi tecrübesizlerle paylaşıyorum bu hamur açma işini. Belkide siz bu konuda gayet iyisinizdir. Saygıyla eğilirim.
Önce elinizi ve tezgahınızı unlayın. Benim gibi makina kullananlar için; hamurunundan bir ceviz büyüklüğünde alın ve avuç içi büyüklüğünde yassılaştırın. Makinanızda en geniş büyüklüğü seçin bir iki kere ordan geçirin. Makinanın hamur genişliğini orta seviyeye getirin. Şimdi önemli bir şey; hamuru makinada geçirin 2. geçişte hamuru bir miktar geçirdikten sonra iki ucunu birleştirin. Ve bir eliniz (ip sarar gibi) hamurun içinde diğer eliniz makinanın kolunda, hamurunuz bir kaç defa bu seviyede geçirin. Hamurun uzadığını göreceksiniz. Artık makinayı son kademeye (yada son kademenden bir öncekine) getirip yine hamurunuzu açamaya devam edin. Yeterli olduğuna kanat getirdikten sonra, hamurunuzu makinadan kurtarıp tezgaha serin.
Kesme işlemini; isterseniz küçük kareler halinde isterseniz bir bardak yardımı ile de kesbilirsiniz. Yada yuvarlak metal bisküi kalıbıda iş görür. Eğer yuvarlak kesim yaparsanız yarım daire şeklinde ikiye ayırıp sonra içini doldurabilirsiniz. Aşağıdaki resim daha önce küçük kesim olarak yaptığım mantıya ait. Mantıların üstünü bol bol unlamayı unutmayın derim.
Unutmadan bu hamurdan lazanya, iç malzemeyi değiştrirerek ravioli ve taze makarnada yapabilirsiniz. Keyfinize kalmış.
Sos ve yoğurt için çok detay vermeyeceğim. Sos için genelde domates rendesi biraz zeytin yağ, bir diş sarımsak, tuz ve karabiber kullanılmazı ve zevkine göre çeşitlendirilmesi size kalmış.
Mantının kaynar suyuna tuz eklemeyi unutmayın ve mantınız en fazla 4 yada 5 dk içinde pişmiş olacaktır.
Kolay gelsin afiyet olsun.
Benim için mantı; zaman zaman pazar günleri evde yemek yokluğunda hayatımı kurtaran bir yemekti.
Benim mantı yapma maceram ise sevgili oğlumun olmazsa olmazlarında yer alması ile başladı. Onun için 1. yemek MANTI her akşam yiyebilir. İtalya da yokmu? Peynirlisinden sebzelisine kadar her çeşidi var.
Bizim oğlan muhakkak kıymalı olacak mantı diye tutturuyor.Peki kıymalı mantı yokmu tabiki var ama domuz eti ile karışık. Ben de oğlana yedirmek istemiyorum. Mantı da yoğurdu ile kıyması ile hamuru ile bu yaşlardaki çocuklar için iyi bir besin kaynağı. Bizim eve domuz eti girmiyor. Hem dinsel hemde kokusu bizim aileye çok ağır geldiği için diyebilirim. İş başa düştü anlayacağınız. Tamam nasıl yapıldığına dair bir sürü video izledim, peki hamur açma işi nasıl olacaktı? İşte bunun çözümüde hamur açma makinasında buldum. Gerçekten çok pratik. İtalyan kanallarında izlediğim yemek progralarında bu makina ve çeşitleri kullanılıyor. Tabiki gittiğim kursda da hamurun tam kıvamını ve makinayla nasıl hamur açma triklerinide öğrendim. Şimdi bunları sizinle paylaşacağım. Önce malzemeleri görelim;
6 kişi için;
Hamuru için;
400 gr elenmiş un
3 yumurta
1 çay kaşığı tuz
İç malzeme
150 gr kıyma
10 dal maydanoz
1/2 beyaz soğan yada 3 adet taze soğan
Tuz, karabiber
Önce hamuru hazırlayalım çünkü en az yarım saat dinlenmesi gerekiyor.
Şunu belirteyim elinizi hiç hamur olmayacak ve tam kıvamında yumaşacık ve sarı renkte bir hamur elde edeceksiniz. Bu hamur aynı zamanda makarna (pasta) hamuru ve eliniz bu hamuru yapmaya alışınca çok lezzetli taze makarna ile yapılmış çeşit çeşit makarna yemekleri de yapabilirsiniz. Eatalya Blogunda çeşit çeşit makarna(pasta) tarifi de bulacaksınız.
400 gr(tartı kullanmanızı tavsiye ederim) unu çalışacağınız tezgahın üzerine eleyerek bir tepe oluşturun. Sonra tepenin ortasında başlayarak tezgahınızın dibi görünecek şekilde küçük bir havuz oluşturun. Yaklaşık 50 gr kadar unu bu öbekten öteleyin hamurun kıvamına göre gerekirse kullanacaksınız.1.önemli kısım; burda havuzunun dibinin yaklaşık 4 cm çabında görünmesi önemli. Bu havuza 3 adet yumurtayı kırın ve bir çatalla iyice çırpın. Şimdi 2. önemli kısım;Çatalınızı kulanarak yavaş yavaş havuzun iç kenarından alarak yumurtanızla karıştırın. Un yumurta ile yavaş yavaş buluşmalı biraz sabır..
Çatalınızı herzaman iç havuz tarafından un alarak kullanın. Kıvama gelince artık elinize un bulaşmadan hamuru toplabilirsiniz eğer una ihtiyaç duyarsanız daha önce kenara ayırdığınız undan az az koyarak gayet yumuşak ,toplanabilir bir hamur edlde ederseniz.
Hamurunuzu tahta bir kesme tahstası üzerine koyup mutlaka üzerine cam kapakla kapayın. 15 yada 20 dakika sonra cam kabın üzerinde su tanecikleri oluşacaktır yada buğu göreceksiniz. Bu iyiye işaret.
Şimdide içi hazırlayalım. Ben herzaman taze kıyma kullanıyorum. Bundan kastım dondurucudan çıkardığım kıymayı kullanmıyorum. Çünkü bazen çok mantı yapıyorum ve dondurucuya atıyorum. Kıymanın çözülüp tekrar dondurulması doğru değil biliyorsunuz. İnsan sağlığına zararlı kötü bakteriler ürüyor.Kıymanın içine küçük küçük doğradığınız soğanları koyalım. Kuru soğan kullanacaksanız isterseniz rende isterseniz blendirden geçirin. Ben bıçakla inceltiyorum. Bazende taze soğan kullanıyorum yine çok küçük kesiyorum. Maydanoz keza ince bir şekilde doğradıktan sonra damak zevkine göre tuz ve karabiberi ekleyin ve iyice karıştırın. İsterseniz bu karışımı 5 dakikada ateşte kavurabilirsiniz.
Evet hamuruz hazır iç malzeme hazır, şimde hamur açma işine geldik.
Benim gibi tecrübesizlerle paylaşıyorum bu hamur açma işini. Belkide siz bu konuda gayet iyisinizdir. Saygıyla eğilirim.
Önce elinizi ve tezgahınızı unlayın. Benim gibi makina kullananlar için; hamurunundan bir ceviz büyüklüğünde alın ve avuç içi büyüklüğünde yassılaştırın. Makinanızda en geniş büyüklüğü seçin bir iki kere ordan geçirin. Makinanın hamur genişliğini orta seviyeye getirin. Şimdi önemli bir şey; hamuru makinada geçirin 2. geçişte hamuru bir miktar geçirdikten sonra iki ucunu birleştirin. Ve bir eliniz (ip sarar gibi) hamurun içinde diğer eliniz makinanın kolunda, hamurunuz bir kaç defa bu seviyede geçirin. Hamurun uzadığını göreceksiniz. Artık makinayı son kademeye (yada son kademenden bir öncekine) getirip yine hamurunuzu açamaya devam edin. Yeterli olduğuna kanat getirdikten sonra, hamurunuzu makinadan kurtarıp tezgaha serin.
Kesme işlemini; isterseniz küçük kareler halinde isterseniz bir bardak yardımı ile de kesbilirsiniz. Yada yuvarlak metal bisküi kalıbıda iş görür. Eğer yuvarlak kesim yaparsanız yarım daire şeklinde ikiye ayırıp sonra içini doldurabilirsiniz. Aşağıdaki resim daha önce küçük kesim olarak yaptığım mantıya ait. Mantıların üstünü bol bol unlamayı unutmayın derim.
Unutmadan bu hamurdan lazanya, iç malzemeyi değiştrirerek ravioli ve taze makarnada yapabilirsiniz. Keyfinize kalmış.
Sos ve yoğurt için çok detay vermeyeceğim. Sos için genelde domates rendesi biraz zeytin yağ, bir diş sarımsak, tuz ve karabiber kullanılmazı ve zevkine göre çeşitlendirilmesi size kalmış.
Mantının kaynar suyuna tuz eklemeyi unutmayın ve mantınız en fazla 4 yada 5 dk içinde pişmiş olacaktır.
Kolay gelsin afiyet olsun.
2 Nisan 2014 Çarşamba
Niçin Blog Yaptım ?
Son üç yıldır burda yaptığım yemeklerin beğenilmesi, türk yemekleri ile italyan yemeklerini birleştirip saha sağlıklı ve lezzetli füzyon yemekler yapmak idealim oldu.
Aileme yılda bir kezde olsa verdiğim ziyafetlerin çok beğenilmesi hatta yaptığım yemeklerin hala bugün de konuşulması, yemek tariflerinin istenmesi beni blog yapmaya teşvik etti.
Önceleri bu blogda yemek tariflerini toplayıp burda yayınlamak aklımdayken, sonra sonra bu kadar deneyim kazanmışken mutfak ile ilgili tecrübelerimi paylaşma fikri oluştu.
Türkiye'de özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde çok iyi mutfaklar var.Evde yapılan yemeğin yerini, hiç bir şey tutmaz diye düşünüyorum.
Bu blogda bazı tariflerde 'evet, evet bende böyle yapıyorum' diyeceksiniz.
Sakın bir şey eksik olmasın! ''SEVGİ''. Sevgisiz yemek yapılmaz. Malzemeyi seveceksiniz, yemeği yaparken seveceksiniz.
Arkadaşlar; sevmediğiniz tadı, damağınıza hoş gelmeyen hiç bir malzemeyi kullanmak zorunda değilsiniz. Tabikide denemeden neyi sevip sevmediğinizi bilemezsiniz.
Bu blogdaki yemek tariflerinde, sizde küçük değişikler yaparak, kendi damak zevkinizi yakalayacağınızı umuyorum.
Sonuç olarak, sağlıklı, lezzeti ve sevgi dolu yemekleri sizlerle birlikte olsun.
Aileme yılda bir kezde olsa verdiğim ziyafetlerin çok beğenilmesi hatta yaptığım yemeklerin hala bugün de konuşulması, yemek tariflerinin istenmesi beni blog yapmaya teşvik etti.
Önceleri bu blogda yemek tariflerini toplayıp burda yayınlamak aklımdayken, sonra sonra bu kadar deneyim kazanmışken mutfak ile ilgili tecrübelerimi paylaşma fikri oluştu.
Türkiye'de özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde çok iyi mutfaklar var.Evde yapılan yemeğin yerini, hiç bir şey tutmaz diye düşünüyorum.
Bu blogda bazı tariflerde 'evet, evet bende böyle yapıyorum' diyeceksiniz.
Sakın bir şey eksik olmasın! ''SEVGİ''. Sevgisiz yemek yapılmaz. Malzemeyi seveceksiniz, yemeği yaparken seveceksiniz.
Arkadaşlar; sevmediğiniz tadı, damağınıza hoş gelmeyen hiç bir malzemeyi kullanmak zorunda değilsiniz. Tabikide denemeden neyi sevip sevmediğinizi bilemezsiniz.
Bu blogdaki yemek tariflerinde, sizde küçük değişikler yaparak, kendi damak zevkinizi yakalayacağınızı umuyorum.
Sonuç olarak, sağlıklı, lezzeti ve sevgi dolu yemekleri sizlerle birlikte olsun.
Bu Blogda Neler Bulacaksınız ?
Televizyon kanallarını seyrederken yemek programlarına takılıp kalıyordum. Bu programları seyrederken çeşitli kültürlerin nasıl beslendikleri, hangi ülkelerde neler yetiştiği ve nasıl kullanıldığını merak eder oldum. En etkilendiğimde Güney Amerika mutfağı idi. İlk yaptığım başarılı yemek bir Çekoslavak yemeği idi ve bizim damak zevkimize çok yakındı.
Milano'da yaşadığım son üç yılda tüm yemek programlarının müdavimi oldum. Tarifleri alıp deniyorum.
Tabi unutmamak gerekir İtalyada olunca italyan ürünlerini çoz daha uygun bir fiyata alıp kullanıyorsunuz. Sonuçta burası bir Türk evi, bundan dolayı yemekleri bizim damak zevkimizi katmadan pişirmek olmazdı.
Bu blogu sağlıklı ve kolay yapabileceğiniz yemeklerden oluşturmayı hedefledim.
Blogda yemek yapmanın küçük sırlarını, püf noktalarını bulabileceğiniz gibi mutfak gereçleri, alışverişi de bulabilirsiniz. Mutfak gereçleri bence çok önemli. Elinizin altında pratik ve rahat kullanabileceğiniz aletleriniz olursa işiniz çok kolaylaşır diye düşünüyorum.
12 yaşında bir oğlum var. Üç yıl öncesine kadar yemek yemeği sevmeyen, ona bir hap olsada seni şu yemek yeme derdin kurtarsam dediğim, canım oğlum.. Son üç yıldır düzenli ve dengeli yemek yemeğe başladı. Bu blogda bu konuda neler yaptığımı ve onun damak zevkini geliştirmek için hangi besinlere yönelip sağlıklı gelişim içinde bilgiler bulacaksınız.
Milano da 'Corso base di Cucina İtalina' adında sekiz hafta süren bir yemek kursuna katıldım. Eğitmenimiz bizim gibi 'evimizdeki mutfağın şefi' olan Palma D'onorfio idi. Pek çok yemek kitabı olduğu gibi RAİ1 de zaman zaman yemek programı sunmuşluğu da var. Bu kursda pişirdiklerimizden ve kitabından benim pişirme yöntemim ile örnekler bulacaksınız. Bir yemeği orjinal şekli ile pişirmeyi daha sonra ise yorumlayı sevdiğimide burada eklemeleyim.
En lezzetli yemekleri sizin yapmanız dileğiyle,
Milano'da yaşadığım son üç yılda tüm yemek programlarının müdavimi oldum. Tarifleri alıp deniyorum.
Tabi unutmamak gerekir İtalyada olunca italyan ürünlerini çoz daha uygun bir fiyata alıp kullanıyorsunuz. Sonuçta burası bir Türk evi, bundan dolayı yemekleri bizim damak zevkimizi katmadan pişirmek olmazdı.
Bu blogu sağlıklı ve kolay yapabileceğiniz yemeklerden oluşturmayı hedefledim.
Blogda yemek yapmanın küçük sırlarını, püf noktalarını bulabileceğiniz gibi mutfak gereçleri, alışverişi de bulabilirsiniz. Mutfak gereçleri bence çok önemli. Elinizin altında pratik ve rahat kullanabileceğiniz aletleriniz olursa işiniz çok kolaylaşır diye düşünüyorum.
12 yaşında bir oğlum var. Üç yıl öncesine kadar yemek yemeği sevmeyen, ona bir hap olsada seni şu yemek yeme derdin kurtarsam dediğim, canım oğlum.. Son üç yıldır düzenli ve dengeli yemek yemeğe başladı. Bu blogda bu konuda neler yaptığımı ve onun damak zevkini geliştirmek için hangi besinlere yönelip sağlıklı gelişim içinde bilgiler bulacaksınız.
Milano da 'Corso base di Cucina İtalina' adında sekiz hafta süren bir yemek kursuna katıldım. Eğitmenimiz bizim gibi 'evimizdeki mutfağın şefi' olan Palma D'onorfio idi. Pek çok yemek kitabı olduğu gibi RAİ1 de zaman zaman yemek programı sunmuşluğu da var. Bu kursda pişirdiklerimizden ve kitabından benim pişirme yöntemim ile örnekler bulacaksınız. Bir yemeği orjinal şekli ile pişirmeyi daha sonra ise yorumlayı sevdiğimide burada eklemeleyim.
En lezzetli yemekleri sizin yapmanız dileğiyle,
Sardalye Dolması
Merhaba Arkadaşlar bu gün yapımı biraz zor gibi görünen, bir yandan da tadına doyum olmayan hepimizin bildiği bir lezzeti farklı bir yorumla sizinle paylaşmak istiyorum; Sardalye Dolması. Bu lezzete çocuklarınz da bayılacak. Tatlı ve tuzlu dengesini limon ve portakal ile yakalarken, tek tabakta sağlıklı bir yemekde yakalayacaksınız.
Öncelikle malzeme listesi;
4 kişi için
400 gr Sardalye
3 dilim ekmek içi
1 çorba kaşığı kuru üzümü
1 çorba kaşığı dolmalık fıstık
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı şeker
½ portakal suyu
½ limon suyu
8-9 adet defne yaprağı
Yapılışı;
Öncelikle malzeme listesi;
4 kişi için
400 gr Sardalye
3 dilim ekmek içi
1 çorba kaşığı kuru üzümü
1 çorba kaşığı dolmalık fıstık
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı şeker
½ portakal suyu
½ limon suyu
8-9 adet defne yaprağı
Yapılışı;
İşin en el oyalacak kısmı; Sardalyenin önce yüzgeçlerini makas yardımı ile keselim.Bir kaşık yardımı ile suyun altında pullarını çok iyi bir şekilde alalım.Bundan sonraki işlem ise sardalyenin kafasından başlarak tüm kılçığını almaktır.Kuyruk kısmındaki yüzgeç kalacaktır.Önce bir kaç sardalye heba olabilir ama çok önemli değil, yavaş yavaş kılçığı en iyi şekilde çıkardığınızı göreceksiniz.Balık yelpaze şekline gelecektir.
İçi için; 2 yada 3 dilim ekmeği rondodan geçirelim. Kuru
üzümü sıcak suda ıslattıktan sonra suyunu sıkıp ekmeklerin içine alalım. 1 kaşık dolmalık fıstık koyup harcı tamamlayalım. Fırın kabını orta büyüklükte kullanmanızı tavsiye ederim. Çünkü kapı tam olarak doldurmak gerekiyor. Fırın kapımızı yağladıktan sonra binde az biraz yağ kalmasını sağlayalım. Hzaırladığımız harcı, yelpaze şeklindeki
sardalyelerin içine koyup ikiye katlayalım ve fırın kabınızı doldurmaya başlayalım. Sardalyenin derisi fırın kabının
dibine gelecek şekilde dizelim araya defne yaprağı koyalım. Fırın kabını
doldurduktan sonra üzerine 1 tatlı kaşığı tuz ve 1 tatlı kaşığı şeker, ½
portakal suyu ve ½ limon suyu koyarak 180 derece fırında 15 dk pişirelim. Bol yeşil salata ile birlikte servis edebilirsiniz. Afiyet olsun. Buon a petito.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)